Plazalarda çalışmaktan, metrobüs çılgınlığından, şehir koşturmasından ve içinde ne olduğunu bilmediğimiz gıdalar tüketmekten geliyoruz. o aralıktan gördüklerimize daha fazla uzak kalamayacağımızı anladık ve derlenip toplanıp istanbul'dan ardımıza bile dönüp bakmadan kaçtık. bir arabanın arkasına sığdırdığımız eşyalarımızla köy köy, o çiftlik senin bu çiftlik benim gezdik. çapa salladık, hasat yapt
ık, salça kaynattık. göçebe yaşamın tadını pek güzel çıkardık. bir arazi mi alalım, hayvancılık mı yapalım, buğday mı eksek, yoksa zeytin bahçesi mi diye dolanırken gördük ki, üreten tüketiciye, tüketici üreticiye pek uzak kalmış bu hikayede..kime satacağım diye üretmekten korkanla, kime güveneceğim diye market raflarına sıkışıp kalmışlar birbirlerine pek uzak.. biz de dedik ki, madem durum budur; üreticiyle ahbap olduk, eşimiz dostumuz da köyden gelirken getirdiğimiz yumurtanın yolunu gözlüyor, o zaman biz de aradaki köprü olalım.. En sevdiğimiz, köylerinde en çok vakit geçirdiğimiz, köylüsünü, üreticisini en çok tadığımız Çanakkale'ye yerleşmeye ve onbeş günde bir heybemizi doldurup İstanbul'a getirmeye niyet ettik.. Hayalimiz hem yerel tohum kullanan, toprağını nimet deyip kirletmekten korkan, kendi yemediğini kimseye yedirmeyecek olan yerel üreticiye destek olmak hem de şehirde her lokmasında tuhaf bir endişe yaşayanların yüreğine su serpmek.. Ne ticaretten ne paradan anlıyoruz, daha şimdiden hesap yaparken yamulup eşe dosta sarılıyoruz. elimizden pek güzel gelenler olduğu gibi, aklımızın almadığı iş de çok olacak biliyoruz. Aklınıza, fikrinize, eleştirinize, övgünüze ihtiyacımız olacak.. "bütünün hayrına" diye yola çıkıyoruz.. bu yol hepimiz için güzel olsun..