01/04/2026
Yanis Varoufakis: Trump’ın Değil B, A Planı Bile Olmaması Affedilmez!
Ekonomist ve eski Yunanistan Maliye Bakanı Yanis Varoufakis, Donald Trump’ın İran’a karşı başlattığı savaşı, ABD hegemonyasının sonu ve Batı dünyası için telafisi imkansız bir stratejik felaket olarak nitelendirmektedir.
🔵 Trump’ın Stratejik İntiharı ve Plansızlık
Varoufakis, Trump’ın ilk döneminde savaşlara “hayır” diyerek seçildiğini ancak ikinci döneminde İsrail tarafından bu savaşın içine çekilmesine şaşırdığını belirtmektedir. Bu savaşı, ABD’nin süper güç olarak ortaya çıkışından bu yana aldığı en büyük stratejik ve askeri yenilgi olarak tanımlayan Varoufakis, durumun Vietnam veya Afganistan’dan çok daha kötü olduğunu savunmaktadır. Trump’ın sadece bir “B Planı” değil, aslında uygulanabilir bir “A Planı” bile olmadığını ifade etmektedir.
“Donald Trump’ın bu savaşın içine çekilmesine izin vermesi şaşırtıcıydı… Plan B’sinin olmaması üzücüydü ama Plan A’sının olmaması tamamen affedilemez bir durumdu; bu, Donald Trump’ın kendi kalesine attığı inanılmaz ve benzersiz bir goldür”.
* Savaşın Nedeni:
YV: ‘’Neden Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı’ndaki bazı çevreler Donald Trump’ı İran’a karşı bu savaşı başlatmaya itti? Bunun tek rasyonel açıklaması şu: Son dört-beş yılda Çin’in arabuluculuğuyla Körfez ülkeleri ile İran arasında bir yakınlaşma (rapprochement) başlamıştı. Hatta Çin’in arabuluculuğuyla Suudi Arabistan’ın Tahran’da büyükelçilik açması gibi adımlar da atılmıştı.
Dolayısıyla yapılabilecek tek stratejik açıklama şu: İran’a yönelik bu suç niteliğindeki bombardımana girişerek ABD, en azından Trump yönetimi altında, bu yakınlaşmayı sona erdirmeyi başardı. Ancak bu, Vietnam’da yaptıklarına benziyor: köyleri komünizmden “kurtarmak” için yok etmek gibi. Bugün de aynı şekilde, Çin-İran etkisinden “kurtarmak” adına Dubai’yi ve Abu Dabi’yi—yani Birleşik Arap Emirlikleri’ni—ekonomik, finansal ve hatta askeri olarak yıkıma sürüklüyorlar.’’
🔴 Netanyahu’nun “Kalıcı Savaş” İhtiyacı
Varoufakis’e göre Netanyahu, dikkatleri Batı Şeria’daki etnik temizlikten ve Gazze’deki soykırımdan uzaklaştırmak için bu savaşa ihtiyaç duymaktadır. İsrail parlamentosunun (Knesset) Filistinlilerin idamını yasallaştırması gibi adımlarla İsrail’in artık bir “apartheid devleti”nden “soykırım devleti”ne dönüştüğünü savunmaktadır. Ayrıca, Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı’ndaki bazı odakların, Çin’in arabuluculuğuyla İran ve Körfez ülkeleri arasında başlayan yumuşamayı bozmak için Trump’ı savaşa ittiğini iddia etmektedir.
“Netanyahu’nun bu savaşa ihtiyacı var…”
‘’Asla gözden kaçırmamamız gereken şey şu: Evvelsi gün ne olduğunu gördünüz. İsrail’de Knesset, yani parlamento, fiilen İsrail’in bir apartheid devletinden bir soykırım devletine dönüşümünü pekiştiren bir yasayı kabul etti. Artık İsrail’de ve işgal altındaki topraklarda Filistinlileri idam etmeyi hukuken mümkün kılan bir düzenlemeye gidiyorlar.
Bu nedenle Benjamin Netanyahu bu savaşa ihtiyaç duyuyor. Tıpkı Güney Lübnan’daki savaşa, Yemen’in bombalanmasına, Suriye’nin işgaline ve tekrar tekrar yapılan Suriye saldırılarına ihtiyaç duyduğu gibi. Çünkü dikkatlerimizi Batı Şeria’da olanlardan—etnik temizlikten—ve Gazze’deki soykırımdan uzaklaştırmak için bu “kalıcı savaş” durumunu sürdürmek zorunda.’’
🟡 Küresel Güç Kayması: Çin’in “Odadaki Tek Yetişkin” Olması
ABD’nin İran’ı bombalayarak kendi müttefikleri olan Dubai ve Abu Dabi’yi ekonomik olarak yıktığını belirten Varoufakis, bu durumun Çin’e dünya çapında hegemoni kurması için eşsiz bir fırsat sunduğunu savunmaktadır. Çin’in bölgede artık “odadaki tek yetişkin” olarak görüldüğünü, Afrika’da güneş panelleri ve pillerle kendi sanayi devrimini gerçekleştirdiğini ifade etmektedir. Trump’ın Çin’e karşı yoğunlaşma stratejisinin bu savaşla tamamen çöktüğünü eklemektedir.
‘’Biliyorsunuz, Afrika’da bir sanayi devrimi yaşanıyor. Daha önce elektriğe ya da telefon altyapısına hiç erişimi olmayan köylerin tamamı şimdi Çin tarafından sağlanan enerji sistemlerine kavuşmuş durumda. Bu sistemler son derece modüler ve yerel ölçekte kurulabiliyor; aynı zamanda çevreci, çok ucuz güneş panellerine ve son derece verimli bataryalara dayanıyor.
Bu sayede Afrika, Çin teknolojisine dayanarak sanayileşmeye başlıyor. Bu nedenle Çin, mevcut tabloda adeta “odadaki tek yetişkin” konumunda görünüyor.
Trump, Çin’in hegemoni kurması için dünyaya bundan daha büyük bir fırsat sunamazdı”.
🟢 Ekonomik Çöküş: AI (Yapay Zeka) ve Enerji Fiyatları
Ekonomik açıdan Varoufakis, yükselen enerji fiyatlarının özellikle enerji yoğun bir sektör olan Yapay Zeka (AI) yatırımlarını vurduğunu belirtmektedir. Geçen yıl ABD ekonomisini resesyondan kurtaran AI patlamasının, savaşın etkisiyle sönmeye başladığını ve bunun büyük bir finansal balonun patlamasına yol açabileceğini savunmaktadır. Yükselen faiz oranları ve işsizlik ile birlikte Trump’ın siyasi olarak hayatta kalmasının zor olduğunu öngörmektedir.
“Yapay zeka yatırımları enerjiye çok duyarlıdır… AI yatırım balonu, İran’daki savaşın bir sonucu olarak çok daha hızlı ve büyük bir şekilde patlayacaktır”.
🟣 Enerji Paradigması: Petro-Devletler ve Elektro-Devletler
Dünyanın ikiye bölündüğünü savunan Varoufakis, Batı dünyasının (ABD, İngiltere, Japonya) fosil yakıtlara ve sondajlara geri dönerek 19. yüzyılın “petro-devletleri”ne dönüştüğünü; Çin ve onu takip eden Afrika ülkelerinin ise güneş enerjisi ve pillerle “elektro-devletler” haline geldiğini belirtmektedir. Trump taraftarlarının güneş panellerinden ve elektrifikasyondan nefret etme nedeninin, bu enerjinin merkezi oligarşiden bağımsız, otonom topluluklar yaratma kapasitesi olduğunu iddia etmektedir.
“Batı enerji konusunda 19. yüzyıla geri dönüyor… Çin ve Afrika ise elektro-devletlere dönüşüyor. Trumpçıların elektrifikasyondan nefret etmesinin bir nedeni de güneş enerjisinin oligarşiden özerk yerel topluluklar yaratma kapasitesidir”.
🟠 Emperyalizmin Maskesiz Hali
Yanis Varoufakis’e göre, Donald Trump’ın “sadece petrolü istiyoruz” şeklindeki açık sözlülüğü, ABD emperyalizminin on yıllardır arkasına saklandığı ahlaki ve medeniyet temelli maskeyi tamamen düşürerek sistemi deşifre etmektedir.
Bu deşifre süreci şu noktalar üzerinden açıklanmaktadır:
• Tarihsel Yalanların Sonu: Geçmişte Ronald Reagan ABD’yi “tepedeki parlayan şehir” olarak nitelendirmiş, Dwight Eisenhower ise ABD’nin başka halklar üzerinde siyasi veya ekonomik hakimiyet aramadığını iddia etmişti (oysa bu açıklamadan üç yıl önce Guatemala’da darbe tezgahlanmıştı). George W. Bush döneminde ise emperyalist müdahaleler “demokrasi ve özgürlük yayma” bahanesiyle paketlenmişti.
• “Bahane” (Pretense) Katmanının Kalkması: Trump, bu “uygarlaştırıcı güç” söylemlerini ve lirik hitabetleri bir kenara bırakarak müdahalenin asıl amacının kaynaklara el koymak olduğunu dürüstçe itiraf etmiştir. Varoufakis bunu bir “taze nefes” olarak nitelendirir; çünkü Trump artık emperyalizmi meşrulaştırmak için “haksız olanı haklı göstermeye çalışan” profesyonel metin yazarlarının süslü cümlelerini kullanmamaktadır.
• İlericiler İçin Bir “Hediye”: Varoufakis, bu çıplak gerçeğin ilericiler için bir avantaj olduğunu savunur. Trump emperyalizmin gerçek yüzünü saklamadığı için, dünya halkları ABD’nin müdahalelerini hiçbir ahlaki kılıf olmadan, olduğu gibi (saf bir sömürgeci güç olarak) görme ve buna göre konum alma fırsatına sahip olmuştur.
• Kalıcı Savaş Modelinin İtirafı: Bu tür açıklamalar, emperyalizmin amacının artık bir “zafer” kazanmak değil, askeri-endüstriyel kompleksi besleyen “kalıcı bir savaş” döngüsü yaratmak olduğu gerçeğini de daha görünür kılmaktadır.
Sonuç olarak Trump, önceki başkanların emperyalizmi savunmak için kullandığı evrenselci felsefeyi ve “iyiliksever güç” imajını yerle bir ederek, sistemi sadece çıplak bir ekonomik ve askeri tahakküm arayışı olarak ifşa etmiştir.
🟣 Savaşa Karşı Sol’un Duruşu
YV: ‘’Birçok insanın bana şunu söylediğini duyuyorum; tıpkı 1999’da NATO’nun Yugoslavya’yı bombalaması sırasında, Slobodan Milošević döneminde ya da daha sonra Saddam Hussein yönetimindeki Irak’ın işgali sırasında söyledikleri gibi—ki bunun sonucunda milyonlarca insan hayatını kaybetti—bana diyorlar ki: “Ama Yanis, bu rejimlere bak, örneğin Ayetullah Khamenei rejimine bak…” Tıpkı geçmişte Saddam Hüseyin rejimi hakkında söyledikleri gibi. Ve “bu konuda kararlı durmalıyız” diyorlar.
Oysa bu hükümetlere yönelik ne tür eleştirilerimiz olduğu önemli değil—benim de çok eleştirim var; Milošević’e karşı olduğu gibi, Saddam Hüseyin’e karşı olduğu gibi. Şu anda yapmamız gereken ilk şey şudur: Demokrasinin, Batı’nın bir ülkeye attığı bombaların yarattığı yıkımdan doğmadığını anlamak. Hele ki bu bombalar, bugün o ülkeleri bombalayan güçlerin geçmişte onların demokrasilerini yok ettiği durumlarda… Unutmayalım ki Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’da demokrasi hakkında konuşacak ahlaki bir zemini yoktur; çünkü 1953’te son liberal demokratik hükümet CIA tarafından devrilmiştir.
Dolayısıyla ilericiler olarak bizim görevimiz, sizin de dediğiniz gibi savaş yanlılarının kendilerini sürüklediği çıkmazdan yararlanmak; kendi hükümetlerimiz üzerinde baskı kurarak bombardımanları durdurmak ve yaptırımları sona erdirmektir. İran’a yönelik yaptırımlar yoksulları açlığa sürüklerken kaçakçıları zenginleştiriyor ve bu kaçakçıların birçoğu da rejimle bağlantılı.
Aynı zamanda Batı’daki propaganda makinesini çözmeye çalışmalıyız; bizi savaşın barış getireceğine, işgalin özgürlük olduğuna ikna etmeye çalışan bu söylemi dağıtmalıyız. Çünkü ancak bu emperyalist savaşları durdurduğumuzda İran halkı, Suriye halkı, Libya halkı kendi özerkliklerini kullanabilir; kendi güçleriyle, kendi toplumlarının ve siyasal ekonomilerinin sınırları içinde kendi geleceklerini yeniden kurabilirler. Buna gerçekten “amin” demek gerekir.’’
⚪ Sonuç
Yanis Varoufakis’e göre bu savaş, askeri bir zaferden ziyade “kalıcı savaş” modeline dayanan Amerikan askeri-endüstriyel kompleksinin bir sonucudur. Varoufakis, ilericilerin artık dik durması gerektiğini, Batı’nın getirdiği bombaların demokrasi yaratmayacağını ve İran halkının kendi geleceğini ancak emperyalist savaşlar bittiğinde belirleyebileceğini vurgulayarak konuşmasını sonlandırmaktadır.