Atölye 52

Atölye 52 Butik Fındık Atölyesi. Kendi yetiştirdikleri doğal ve sağlıklı fındıklarını, mikro işletmelerinde lezzetli ürünlere dönüştüren bir çiftçi ailesinin serüvenleri.

Yıl boyunca fındık üreticisinin ensesinde bitiyorsunuz:“Zehir at.”“Bir daha at.”“Gübre at.”“Ot biç.”“Dal kes.”“İyi kurut...
15/08/2026

Yıl boyunca fındık üreticisinin ensesinde bitiyorsunuz:

“Zehir at.”
“Bir daha at.”
“Gübre at.”
“Ot biç.”
“Dal kes.”
“İyi kurut.”
“İyi çuvalla.”
“İyi patoza ver.”
“Çürüğü ayır, eziği ayır, koruğu ayır...”

Emir vermeye gelince hepiniz varsınız. Peki iş çiftçinin hakkını korumaya gelince neredesiniz?

Fındık fiyatları yerlerde sürünürken ne yaptınız?
Üreticinin artan maliyetleri karşısında hangi sorunu çözdünüz?
Tüccarın, ihracatçının karşısında çiftçinin hakkını kaç kez savundunuz?

Tarım Bakanlığı, ziraat odaları, birlikler, kurumlar...

Siz sadece çiftçiye ne yapacağını söylemek için mi varsınız?

Çiftçi üretiyor, risk alıyor, borçlanıyor, gece gündüz çalışıyor. Siz ise makam odalarından akıl veriyorsunuz.

Üreticinin ihtiyacı nasihat değil, hakkını koruyacak güçlü bir iradedir.

Ülkemizin ilk ve tek biyolojik aronya bahçesi olan Biyonya'da zehirsiz, gübresiz tamamen biyolojik tarım ilkelerine bağl...
07/08/2026

Ülkemizin ilk ve tek biyolojik aronya bahçesi olan Biyonya'da zehirsiz, gübresiz tamamen biyolojik tarım ilkelerine bağlı kalarak yetiştirdiğimiz sağlıklı aronyalarımızdan ürettiğimiz doğal fermantasyon sirkemiz hazır. Özellikle yüksek antosiyanin içeriği sayesinde damar sağlığını ve bağışıklık sistemini desteklerken, doğal asetik asit yapısıyla kan şekerini dengelemeye ve sindirimi kolaylaştırmaya yardımcı olur. Bu sayede hem hücre yenilenmesini hızlandıran hem de metabolizmayı canlandıran güçlü bir günlük takviyedir.

DOĞU KARADENİZ’DE FINDIKTA KÜLLEMEYLE MÜCADELE, BAHÇEYİ ZEHRE BOĞMAK DEĞİL; BAHÇENİN YAPISINI DÜZELTMEKTİRDoğu Karadeniz...
10/07/2026

DOĞU KARADENİZ’DE FINDIKTA KÜLLEMEYLE MÜCADELE, BAHÇEYİ ZEHRE BOĞMAK DEĞİL; BAHÇENİN YAPISINI DÜZELTMEKTİR

Doğu Karadeniz’deki fındık bahçeleri, Batı’daki gibi kapama, düz, mekanize, kontrol altında endüstriyel meyve bahçeleri değildir. Bunlar; dağ eteklerine yayılmış, ormanların içinde açılmış, derelerin, çayırların, dikenliklerin ve yabani bitki örtüsünün arasında kalmış, çoğu atadan kalma halk bahçeleridir.

Yani Doğu Karadeniz’deki fındık bahçesi, doğadan koparılmış steril bir üretim alanı değil; doğanın tam ortasında, doğayla iç içe bir açık ekosistemdir. Böyle bir coğrafyada “külleme var” diye sürekli zehir atıp buna çözüm demek gerçekçi değildir.

Çünkü bu bahçelerde mantar sporları yalnızca hastalıklı görünen birkaç yaprakta bulunmaz. Toprağın yüzeyinde, otlarda, çalılarda, ağaç kabuklarında, komşu bahçelerde, dere kenarındaki bitki örtüsünde ve havada sürekli dolaşım halindedir. Siz birkaç yaprağa zehir attığınızda, çok geniş ve sürekli yenilenen bir spor yükünün yalnızca küçük bir kısmına temas etmiş olursunuz.

En fazla ne olur? Zehir değen bazı yüzeylerde kısa süreli bir baskılama olabilir. Ama ilk rüzgârda üstteki ormandan, alttaki bahçeden, yandaki çayırdan, dere kenarındaki yabani bitkilerden ve komşu bahçelerden yeni sporlar yeniden gelir. Yani ortada kalıcı bir çözüm değil, bitmeyen bir zehir döngüsü oluşur.

Üstelik külleme mantarının en sevdiği ortam da zaten Doğu Karadeniz’in bahçe şartlarıdır: yüksek nem, sıcaklık, sıkışık ocak yapısı, hava almayan iç kısımlar, gölge ve uzun süre ıslak kalan yaprak yüzeyi. Böyle bir ortamı değiştirmeden, yalnızca zehire yüklenerek gerçek bir sonuç almak mümkün değildir.

Asıl mücadele önce bahçenin kendi iklimini düzeltmektir.
Yani:

- ocakları seyrekleştirmek,
- dal sayısını uygun seviyede tutmak,
- bahçeye temiz hava girişini artırmak,
- güneş ışığının iç kısımlara kadar girmesini sağlamak,
- yüzey örtüsünü tamamen vahşileşmiş bir örtü olmaktan çıkarıp düzenli biçilen ve kontrol altında tutulan bir yapıya dönüştürmek,
- bahçeyi nemi içinde hapseden sık, karanlık ve boğucu bir yapıdan kurtarmak.

Temiz hava sirkülasyonu olan, bol güneş alan, ocakları seyrek, dal sayısı dengeli, taban örtüsü kontrol altında tutulan bir bahçede külleme baskısı zaten ciddi biçimde düşer. Çünkü mantarın istediği şey rüzgâr, güneş ve kuruyan yaprak değil; nem, sıcaklık, sıkışıklık ve havasızlıktır.

Burada bir gerçeği açık açık söylemek gerekiyor: Bunlara “tarım ilacı” demek doğru değildir. Bunlar bir şeyi tedavi eden ilaçlar değil; temas ettikleri mantarı, böceği, otu ya da başka canlıları öldürmek için kullanılan zehirlerdir. Adı ne olursa olsun, “bitki koruma ürünü”, “fungal mücadele ürünü”, “tarımsal ilaç” ya da başka süslü bir sektör dili… Sonuç değişmez: bunlar canlı öldürmek için kullanılan zehirlerdir.

Sorunun ekolojik ve yapısal boyutu konuşulmadan, çözüm sürekli daha fazla zehir kullanımına indirgeniyor. Bunun sonucu ise çoğu zaman çiftçinin cebinden daha fazla para çıkması, toprağa daha fazla kimyasal yük binmesi, suyun ve derelerin kirlenmesi, faydalı canlıların zarar görmesi ve kalıcı çözümün yine sağlanamaması oluyor.

Doğu Karadeniz’in ormanla iç içe, açık ve dağınık fındık bahçelerinde çözüm daha çok zehir değil; daha doğru bahçe yönetimi, daha doğru budama, daha fazla hava, daha fazla güneş ve daha doğru tarım bilgisidir.

Küllemeyle mücadele adı altında çiftçiyi sürekli zehir masrafına sokmak yerine, önce bahçeyi küllemenin sevdiği ortam olmaktan çıkarmak gerekir. Zehir çözüm değildir; masraftır, kirliliktir, tahribattır.

Kuraklık dönemlerinde  azotlu gübrelerin zararları:1. Bitkinin su ihtiyacını artırır. Azotlu gübreler bitki büyümesini h...
24/06/2026

Kuraklık dönemlerinde azotlu gübrelerin zararları:

1. Bitkinin su ihtiyacını artırır. Azotlu gübreler bitki büyümesini hızlandırdığı için kuraklıkta su yetersizliği daha belirgin hale gelir.

2. Kök bölgesinde tuz yoğunluğunu artırabilir. Toprakta yeterli nem olmadığında köklerin su almasını zorlaştırarak bitki stresini artırır.

3. Yaprak yanıklığı ve kuruma riskini yükseltir. Özellikle yüksek dozlarda uygulandığında bitkide fizyolojik zararlar görülebilir.

4. Gübrenin etkinliği azalır. Kurak koşullarda bitki besin maddelerini yeterince alamadığı için verilen azotun önemli bir kısmı boşa gidebilir.

5. Kuraklık stresini şiddetlendirir. Bitkinin büyüme ve metabolizma faaliyetlerini artırırken su eksikliği devam ettiği için verim kaybı daha fazla olabilir.

🌱🐄 Aynı tarla ile daha verimli bitki, daha sağlıklı hayvan mümkün!Mikrobiyal tarım uygulamaları sadece bitki üretimini a...
13/06/2026

🌱🐄 Aynı tarla ile daha verimli bitki, daha sağlıklı hayvan mümkün!

Mikrobiyal tarım uygulamaları sadece bitki üretimini artırmakla kalmaz; üretilen yemlerin kalitesini de yükselterek hayvansal üretime doğrudan katkı sağlar.

Bacillus subtilis gibi faydalı mikroorganizmalar bitki kök bölgesinde çalışarak besin alımını artırır, kök gelişimini destekler ve bitkinin stres koşullarına karşı direncini güçlendirir. Sonuç olarak daha güçlü, daha besleyici ve daha yüksek verimli yem bitkileri elde edilir.

Bu yemler büyükbaş ve küçükbaş hayvanların rasyonlarında kullanıldığında ise fayda ikinci kez ortaya çıkar. Yemle birlikte alınan faydalı mikroorganizmalar ve onların oluşturduğu biyolojik bileşikler;

✅ Bağırsak mikrobiyotasını destekler
✅ Yemden yararlanma oranını artırır
✅ Sindirim sisteminin daha verimli çalışmasına katkı sağlar
✅ Hayvanların genel sağlık ve performansını destekler
✅ Antibiyotik kullanım ihtiyacının azaltılmasına yardımcı olabilir

Bir çiftlik düşünün:

🌾 Tarlada mikrobiyal uygulama yapılıyor.
🌱 Daha sağlıklı ve kaliteli yem üretiliyor.
🐄 Bu yemler hayvanlara veriliyor.
💪 Hayvanlar yemi daha iyi değerlendiriyor, sağlık ve performansları destekleniyor.
💰 Aynı arazi ve aynı işletme içinde hem bitkisel hem de hayvansal üretimde kazanç artıyor.

Kısacası mikrobiyal stratejiler, çiftliklerde "bir taşla iki kuş vurmak" değil; tek bir biyolojik yatırım ile iki ayrı üretim sistemini aynı anda güçlendirmektir.

Toprağın sağlığı, bitkinin sağlığına; bitkinin sağlığı ise hayvanın sağlığına dönüşür. Döngü doğru kurulduğunda kazanan hem üretici hem de sürdürülebilir tarım olur.

FINDIK TARIMINDA "SESSİZ DEVRİM" VE TÜRKİYE İÇİN RİSK SİNYALLERİKüresel fındık piyasasında Türkiye, %70’e yakın üretim p...
03/05/2026

FINDIK TARIMINDA "SESSİZ DEVRİM" VE TÜRKİYE İÇİN RİSK SİNYALLERİ
Küresel fındık piyasasında Türkiye, %70’e yakın üretim payıyla tartışmasız liderliğini sürdürse de, Amerika Birleşik Devletleri’nden (özellikle Oregon eyaleti) gelen veriler, sektörün geleceği için kritik bir uyarı niteliğindedir.

📊 Sayılarla Karşılaştırma: Alan vs. Verim
Grafiklerimizde görülen ABD’nin 2016-2025 projeksiyonu, sadece bir büyüme değil, verimlilik odaklı bir endüstriyel dönüşümdür.

Türkiye: Yaklaşık 730.000 hektar (7.3 milyon dekar) dikim alanı ile dünya lideriyiz. Ancak dekar başına verimimiz iklimsel ve yapısal nedenlerle 80-120 kg bandında dalgalanmaktadır.

ABD: Dikim alanları hızla artarak yaklaşık 400.000 dekara (100 bin acre) yaklaşmıştır. Dikkat çekici olan, ABD'nin dekar başına veriminin 240-280 kg seviyelerine ulaşmasıdır. Yani ABD, bizim 1/18'imiz kadar alanda, bizim verimliliğimizin 2.5 katından fazlasını elde etmektedir.

🚀 ABD’nin "Teknoloji Yoğun" Stratejik Avantajları
Amerika, fındık tarımını bir "bahçecilik" değil, bir "endüstriyel üretim" olarak kurgulamaktadır:

Tek Gövde Yetiştiricilik: Geleneksel "ocak" sistemi yerine "tek gövde" (single trunk) sistemiyle ağaçlar dikilmekte, bu da doğrudan mekanik hasada imkan tanımaktadır.

Tam Mekanizasyon: Düz arazilerde vakumlu toplama araçları ve sarsıcılar (shakers) kullanılarak işçilik maliyetleri %80 oranında minimize edilmektedir.

Bilimsel Islah: Oregon State University gibi kurumların desteğiyle hastalıklara (Doğu Fındık Yanıklığı - EFB) dirençli ve standart meyve kalitesine sahip çeşitler (Jefferson, Yamhill vb.) hızla yayılmaktadır.

Hassas Tarım: Sensör teknolojileri ile sulama ve gübreleme "bitki bazlı" takip edilmektedir.

🛑 Bizim İçin "Yol Haritası" Ne Olmalı?
Bilimsel makaleler ve sektörel raporlar (FAO, USDA, TÜİK) ışığında acilen atılması gereken adımlar:

Yaşlı Bahçelerin Rehabilitasyonu: 50-60 yaşını aşmış ekonomik ömrünü tamamlamış bahçeler, tek gövde sistemine uygun şekilde yeniden planlanmalıdır.

Arazi Toplulaştırma: Miras hukuku nedeniyle parçalanan ve "ekonomik ölçek" değerini yitiren küçük parseller, havza bazlı üretim kooperatifleri çatısı altında birleştirilmelidir.

Eğimli Arazide Mekanizasyon: Karadeniz'in engebeli coğrafyasına uygun küçük ölçekli, teraslama destekli mekanik çözümler teşvik edilmelidir.

Ar-Ge Yatırımları: Sadece "alım fiyatı" odaklı tartışmalardan sıyrılıp; birim alandan alınan verimi ve kaliteyi artıracak biyoteknolojik çalışmalara bütçe ayrılmalıdır.

Sonuç olarak; Alan büyüklüğümüz bizi bugün koruyor olabilir ancak "verimlilik yarışı"nda teknoloji ve bilimi merkeze almazsak, pazar payımızın erimesi kaçınılmaz bir istatistiksel sonuç olacaktır.



Kaynaklar: FAOSTAT, USDA Foreign Agricultural Service, TÜİK Bitkisel Üretim İstatistikleri, Oregon State University Hazelnut Extension.

Hepimizin bildiği gibi son dönemde ekonomik şartlar oldukça zorlaştı. Özellikle gübre fiyatlarındaki ciddi artış, üretim...
22/03/2026

Hepimizin bildiği gibi son dönemde ekonomik şartlar oldukça zorlaştı. Özellikle gübre fiyatlarındaki ciddi artış, üretim maliyetlerini her zamankinden daha fazla baskılıyor. Buna bir de fındık fiyatlarındaki dalgalanma ve düşüş eklendiğinde, maliyetleri kontrol altında tutmak artık bir tercih değil, zorunluluk haline geldi.

Bu noktada en kritik konulardan biri: toprak analizi.

Toprağın neye ihtiyacı olduğunu bilmeden yapılan gübreleme, çoğu zaman gereğinden fazla ya da yanlış gübre kullanımına yol açar. Bu da hem cebimizden çıkan paranın boşa gitmesine hem de toprağın dengesinin bozulmasına neden olur. Oysa ki doğru analiz ile; hangi besin elementi eksik, hangisi yeterli ya da fazla net şekilde ortaya çıkar.

Özellikle mikro elementleri de kapsayan kapsamlı bir toprak analizi yaptırarak:

- Gereksiz gübre alımının önüne geçebilirsiniz
- Doğru miktarda ve doğru içerikte gübre kullanabilirsiniz
- Üretim maliyetlerinizi ciddi şekilde düşürebilirsiniz
- Toprağınızı uzun vadede koruyabilirsiniz

Ayrıca bu dönemde mikrobiyal gübreler ve biyostimülant ürünler, maliyetleri düşürmede önemli bir destek sağlar. Bitkinin besin maddelerini daha etkin almasına yardımcı olur, kullanılan gübreden alınan verimi artırır ve dolaylı olarak hastalık ve zararlılarla mücadeleye katkı sunar. Bu nedenle sadece kimyasal gübreye yüklenmek yerine, mümkün olan en düşük seviyede kimyasal gübre kullanıp kalan ihtiyacı biyolojik ürünlerle desteklemek hem ekonomik hem de sürdürülebilir bir yaklaşım olacaktır.

Unutmayalım, bu dönemde rastgele yapılan her gübreleme hatası, her zamankinden daha büyük ekonomik kayıp anlamına geliyor.

Daha bilinçli üretim, daha az maliyet ve daha sağlıklı bir toprak için:
Önce analiz, sonra gübreleme.

Hem cebimizi hem toprağımızı koruyalım.

Address

Medreseönü Mah. Sahil Doğanlı Caddesi No:40/A
Persembe
52750

Opening Hours

Monday 09:00 - 18:00
Tuesday 09:00 - 18:00
Wednesday 09:00 - 18:00
Thursday 09:00 - 18:00
Friday 09:00 - 18:00
Saturday 09:00 - 18:00

Alerts

Be the first to know and let us send you an email when Atölye 52 posts news and promotions. Your email address will not be used for any other purpose, and you can unsubscribe at any time.

Contact The Business

Send a message to Atölye 52:

Shortcuts

Share